ÖNEMLİ OLAN ÜRETMEK

Bülent Alpagut
- 05062218413HANGİ BELEDİYE BAŞKANI
MEZARLIKLARI KALDIRIP
BURALARI İMARA AÇARSA
NE BU DÜNYADA
NE ÖTEKİ DÜNYADA
YERİ YURDU OLMASIN
Uyuyan insanın vatanı dünyadır.Tavşanlı’da uyuyanların da vatanı Tavşanlı’dır.Ama bir de ölenlerimiz var. Bir çoğunun mezarı kaybolmuş olsa da bir çoğunun mezarları birkaç kabristan(mezarlık) içindedir.Bugüne kadar Tavşanlı Belediyesi sınırları içindeki bazı mezarlıklar artık yoktur.Bu mezarlıklara defnedilenlerin kemikleri dahi kalmamıştır. Bazılarının kemikleri nakledilmiştir.Ben Fevzipaşa İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra orta öğrenimimi (Halen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü içinde görev yapıyor) tarihi ortaokulda,yani Atatürk Ortaokulu’nda tamamladım.
Rahmetli Beden Eğitimi öğretmenimiz Simavlı Refik Bey(Arıkan) döneminde bazı jimnastik derslerimizde okulun bodrum katında kazı yapardık . Bu çalışmalar sırasında nice toz yuttuğumuzu söylememe gerek var mı?Bugün bu ortaokulun bodrum katı o zamanın yani 195O’lili yıllardaki öğrencilerin çabalarıyla kazanılmıştır.Bir kabristanın üzerinde zamanın ünlü kaymakamı Ali Akseven’in kaymakamlığı döneminde inşa edilen mevcut ortaokul onlarca mezarın bulunduğu bir alandı.Bugün hiçbir Tavşanlılı bu okulun yanından,orasından burasından geçerken bir Fatiha bile okumaz.Okumayı aklının ucuna dahi getirmez.Keşke birisi bu okulun bir köşesinden gelip geçenler olduğunda.” El Fatiha” diyebilseydi.
Kanımca bugüne kadar kaldırılan kabristanlar büyük bir hatanın kurbanı olmuşlardır. Keşke muhafaza edilebilselerdi.Mezarlıklar korkulacak yerler değildir . Ama yeni hataların işlenmemesi için bugün görevde olan başkanların,yarın görevde olacakların daha hassas olmalarında yararlar vardır. Mezar kaldıran,mezarları iskana açan hangi belediye başkanı olursa olsun elleri kırılsın. Gözleri görmesin. Acınacak hale gelsin. Bu da benim bedduam.
Buhari,Ebu Hüreyre’den (r.a) haber verdiği hadis-i şerifte.”İşlerinizde sıkıştığınızda kabirde olanlardan yardım isteyiniz” denilmiştir. Bu ne demektir?Allahü tealanın sevdiği kullarına ölü iken de bu kuvveti vermiş olduğunu göstermektedir.Tavşanlı’da kimbilir kaç Allah dostu var?.Siz kalkacaksınız bu aziz insanların mezarlarını kaldıracaksınız. Bu kabirlerin bulunduğu mezarlıkları imara açacaksınız.Bu vebali kaldıracak güçte bir belediye başkanı varsa mutlaka görmek isterim.
Cahil kişi,ölüyü toprak altında,hareketsiz görünce onu aşağı mı sanır?Cennetin tavanı Arş’tır.Kabirler de Cennet Bahçeleri’nden bir bahçedir.Ama akıl gözü bunları göremez.
Tavşanlı Belediyesi’nin projelerinden birinin yeni bir kabristan olduğunu biliyorum. Bu kabristanı hangi belediye başkanı Tavşanlı’ya kazandırırsa iki dünyada da işleri rast gitsin.Yer mi bulunamıyor? Tavşanlılı eğer bir kabristan için yer bulamayacaksa buna üzülürüm. Hani dillendirilir. Kadın un elemektedir. Unlar teknenin dışına dökülmektedir. Oğlu dayanamaz sorar?:” Ana unlar teknenin dışına gidiyor” deyince anası da yanıt verir:.”Oğlum, anan için her yer tekne”.,,,, Yeter ki yetkililer gelecek kuşakları düşünerek hiç olmazsa aradıkları mezarlık için 2O19 yılı içinde bir çaba göstermiş olsunlar. Artık kabristanların insanımızın burnunun dibinde olması diye de bir kural yok. Eskiden nüfusun az olduğu yıllar içinde mezarlıklarla evler ve iş yerleri iç içeymiş. Bugün kilometrelerce uzaklarda kabristanlar yok mu? Cenazeler bile birkaç metre el üzerinde taşınıyor ve sonra cenaze aracına alınıyor. Önemli olan Tavşanlı’ya gelenlerin saygı duyacağı bir kabristanın temellerini atabilmektir. .Bu da hangi belediye başkanına nasip olacaktır merak ediyorum. Bugün vizyon projeleri gerçekleştiren bir Tavşanlı Belediyesi için yeni bir kabristan yeri bulmak zor olmasa gerektir.
Tavşanlılının kırmızı çizgilerinden ikisi mevcut Asri Mezarlık ve de Moymul Mezarlığı ‘dır. Asıl kıyamet bu iki mezarlığın kaldırılması yolunda atılacak bir adım sonunda kopacaktır. Ben bunu hissediyorum.
SALEVAT NEDEN ÖNEMLİ BİR SÖZCÜKTÜR
Bir gün kulağım çınlamış ve beni derecesiz rahatsız etmişti. Ya bir doktora gidecektim ya da bir eczaneye uğrayarak bu durumlarda ne yapılabileceğini öğrenecektim.Rahmetli Tavşanlı Belediyesi çalışanlarından emekli Mehmet Madan şimdiki Belediye Müzesi altında mütevazi bir bölümde dilekçe yazıyor, işyeri sahiplerinin gelir-gider defterlerini dolduruyor,dernek tüzüğü hazırlıyor,vergi iade fişlerini işliyordu.Namusuyla üç beş kuruş kazanıyordu. Önce O’na uğramıştım.Çünkü boş zamanlarında sürekli kitap okurdu.. Eczaneye gideceğimi söyleyince de nedenini sormuştu. Ben de anlatmıştım. Bana tek söylediği şu olmuştu.” Oğlumuz Allah’ın yüce peygamberi Hz. Muhammet’e salevat getir. Çokca getir. Bak çınlama mınlama kalıyor mu? demişti.o gün bu gündür ne zaman kulaklarım çınlasa salevat getiririm. Başkalarına da öneririm… Peygamber Efendimizin :” Cuma günü bana salevat okuyun. Bunu yaparsanız kıyamet günü şefaatçınız olurum” demesi önemlidir. Cebrail Aleyhisselam’ın(a.s) peygamberimize Allahü Teala’dan getirdiği de neydi?’ Yeryüzünde sana bir defa salevat okuyan bir müslümana muhakkak ben ve meleklerim on defa salevat okuruz” müjdesiydi. yüce peygamber ne söylüyordu?:”Bir sıkıntısı olan kimse bana çokca salevat getirsn.Çünkü salevat düğümü çözer.Sıkıntıyı giderir” Yine sevgili peygamberimizden bir öğüt:”Bir şeyi unuttuğunuzda bana salevat getirin.İnşallah onu hatırlarsınız”. Sevgili peygamberimiz söylüyorlar,”İki Müslüman karşılaşıp kucaklaşsalar,musafaha etseler ve peygamber üzerine salevat getirseler geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmadan birbirlerinden ayrılmazlar”. Allah’ın sevgilisi,Hz. Muhammet ne diyor?”Bana salevat okuyunuz. Zira salevat günahlarınız için kefarettir. Bu yaşıma geldim. Yeni öğrendim.duanın evvelinde,ortasında ve sonunda salevat okunmalıymış.Zira alimler duaya Allahü Teala’ya hamdü sena ve Peygamber Efendimiz’e(s.a,v) salevat okuyarak başlamayı ve bu şekilde bitirmeyi müstehap görmüşlerdir. İmam-ı Şafii(r.a) “ Peygamber Efendimiz’e(s.a.v) çokca salevat okumayı her vakitte severim.Ancak,Cuma günü ve gecesi okumayı daha fazla severim” buyurmuşlardır. Bir gün Tavşanlı Cumhuriyet Meydanı’nda ilerliyorum. Bir öğrencim koşarak yanıma gelip elimi öpmüştü. Ardından da :” Hocam,işlerim rast gitmeye başladı. Her gün bir kez Yasin okuyorum.”demişti.11 aralık 2O12 tarihinde rahmetli olan Derecik Köyü’nden öğrencim Hasan Hüseyin Sağlam Atatürk İlkokulu’nda hademeydi.Köyden erken saatlerde gelir okulun giriş kapısını kendisi açardı. Bir gün ben de erkenciyim. Okulun giriş kapısını açmaya çalışıyor ama bir türlü açamıyordu. Zaman zaman da söyleniyordu. İlk sözüm.” Oğlum,besmele çektin mi?” olmuştu.Bana :” Hayır hocam” dediğinde besmele çekmesini söylemiştim. Kapı açılıvermişti. Gelip elimi öpmüş biraz da hayret etmişti. Sevgili öğrencilerimden Levent Kızılçam’ın işyerinin önündeyim. Yanımda eski belediye başkanlarımızdan M. Zeki Akcan da vardı. Bir ara sabah namazları öncesinde Yasin okuduğumu söylediğimde her ikisi de :” Bülent Hocam Tebareke de oku” demişlerdi. O gün bu gün mutlaka Yasın’den sonra okurum. Ben bir öğretmenim.Ama bir öğretmen her şeyi bilen kişi değildir.Öğretmen aslında yaşam boyu tutkuyla öğrenendir.İyi bir öğretmen olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktır.Zor bir mesleği seçtiğimin farkındayım.Öğrendiklerimi de bir fırsat kabul ediyorum. Kaç Müslüman Yasin Suresi’nde 3OOO harf olduğunu bilir? Keşke yeniden doğsam derim bazen kendi kendime.Meslektaşlarımı bu vesileyle bir kez daha kucaklıyorum.
ÖNEMLİ OLAN ÜRETMEK DAHA ÖNEMLİSİ
ÜRETİLENİ PAZARLAMAK
TV Programlarında,haberlerde mutlaka üretimle,tüketimle ilgili bir haber bulabilirsiniz.Son günlerde komisyoncular,kabzımallar,tüccarlar,stokçular ile ilgili bir yığın haber var.Ama şu gerçeği bilmemiz gerek. Ne komisyoncu ne de kabzımal tüccar değildir.
Ülkemizin herhangi bir yerinde bir üreticinin kendi ürettiğini bizzat getirip bir yerde satması ekonomik olmaz.Öyleyse ne oluyor? Üretici ürettiğini bir aracıyla elden çıkarmak zorundadır.İşte bu aracı komisyoncudur,kabzımaldır.Ne komisyonculuk ne de stokçuluk asla kaldırılamaz.Bu bugüne kadar mümkün olamamıştır. Yaın da olamayacaktır.
TavşanlI Kayaboğazı Barajı sulu tarım amaçlıdır.İlk hizmete açıldığında kanal ve kanaletlere su verildiğinde özellikle Dereboyu köylerinde bir sevinç yaşanmıştı.Zamanın sayın kaymakamı İdris Kurtkaya ile birlikte bir grup davetliyle ki birim müdürleri de bunlar arasındaydı Karapelit Köyün’ndeyiz. Rahmetli muhtar Hüsnü Özkaya ve arkadaşları ilk turşuluk hıyar üretimini gerçekleştirmişlerdi. Hatta sadece üretimle yetinilmeyecek bunlardan köy kadınları turşu da yapacaklardı.Bir konserve evi bile ypılmıştı. Ne oldu? Üretilen turşuluk hıyarlar elde kaldı Pazarlanamadı. Köylü de bir daha bunun ekimini yapmadı. Tam anlamıyla fiyaskoydu.İşte burada komisyoncu,kabzımal devreye sokulmalıydı.Üretmek yanında bunu pazarlamak ta önemli olduğu için bu örneği verdim. Üretici soğan üretiyor. Bunu ne yapacak? Hemen piyasaya süremezsin. Bir yerde stoklamak gerekecek. Stoklamak ta bugün suç haline geldi.
O ZAMAN DEVLET ÜRETİLENİ ALSIN KENDİ BİR YERLERDE STOKLASIN VE BAZI KURUM VE KURULUŞLAR GİBİ PİYASAYA VERSİN.
Şimdi üreticiyi stokçu diye suçlarsak yarın soğansız,sarımsaksız,sebzesiz ve meyvesiz kalabiliriz.Bakın yumurtayı stoklamaya kalksanız stoklayamazsınız. Çünkü yumurtanın da bir raf ve depo ömrü vardır.Paralel piyasalara kapı aralamamak için dikkatli olunmalıdır. Devletin asıl yapması gereken Halleri ıslah etmek olmalıdır.Bu yapılabilirse muzır tabir edilen bir çok kişi temizlenebilir.İddia diyorum Türkiye’de ne komisyonculuk ne de stokçuluğu kaldıramazlar.Bu konuda ilgili bakanlığın ciddi bir çalışma yapması gerekiyor.Bu çalışmalar mutlaka olumlu sonuçlar verecektir.Üreticiyi küstüremeyiz. Üretici küserse hepimiz sıkıntıda kalırız.” Bir daha tövbe ekmem”diyenler bir şekilde desteklenmelidir.Üretici ürettiğinden mutlaka kazanmalıdır. Ekmeğe zam haberleriyle kesinlikle ilgilenmiyorum.Neden mi? Çöp konteynırları,bidonlar,açık alanlar,piknik yapılan yerler ,cadde ve sokaklar ekmek dolu. Eskiden yerden alıp öpüyorduk. Başımıza koyuyorduk. Şimdi basılıp geçiliyor.Buğday üretene hakkını vereceksn ki adam eksin. Zarar ediyorsa eker mi? Ekmeğe yapılan üç beş kuruşu olay haline getirmek te yanlış.