TEK TIRNAKLI HAYVANLARIN SAYISINDAKİ AZALMA
TAVŞANLI’NIN NÜFUSU BİR İLERİ BİR GERİ

Bülent Alpagut
- 05062218413 ALTYAPI ÇALIŞMALARI YAPAYIM DERKEN GENELDE
KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARIYORUZ
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenci olduğum yıllarda dedemin evi Fatih’te, Malta ‘da Akdeniz Caddesi’ne ve Hırkai Şerife yakın bir yerdeydi. Biraz altımızda Vatan Caddesi bulunuyordu. Bu cadde zaman içinde,o yıllarda büyük bir bakım ve onarıma alınmıştı. Solel Boneh adlı bir Yahudi Firması bu yolda çalışmalar yapıyordu. Kul dönüşlerinde vakit geçirmek için bu çalışmaların yapıldığı Vatan Caddesi’ne giderdim. Hiç alışık olmadığım çalışmlar görürdüm. Bunların neler olduklarını da yetkililere bir sohbet havası içinde sorardım. Adamlar; caddeyi o şekilde adeta yeniden inşa ediyorlardı ki ,yıllar sonra bir hizmet vukuunda yol kazılıp bozulmasın diye şimdiden önlem alıyorlardı.
Peki ,bizler ne yapıyoruz? Yeraltından su boruları mı geçecek? Caddeyi,meydanı, sokağı bir baştan bir başa kazıyoruz. Bu kazılan yerler uzun süre öylesine bırakılıyor. Bir gün bir ekip gelip bakım ve onarım yaparak yolu eski haline getiriyor. Ardından bakıyoruz; yine kazı çalışmaları yapılıyor. Bu defa yeraltından enerji hattı geçirilecekmiş. Haydi! Yol yine perişan. Ardından yine bakım ve onarım. O da ne? Yollarda yine kazma işleri…. Bu defa telefon hattı yeraltına alınıyormuş. Yine kazılan yerler bakım ve onarımda. Tam oh1 derken bir kazı daha; kanalizasyon şebekesinde yenileme çalışmaları…. Uzun süren çalışmalar yol yeniden bakımda. Allah Allah! Bakıyorsunuz bir kazım işi daha; bu defa Doğalgaz hattı döşenmiyor mu? Kapanan logarların açılması sırasında da yollar yeniden yara alıyor. İşte bu plansız ve programsız çalışmalar hem halkımızı çileden çıkartmaya hem de trafiği alt üst etmeye yetiyor da artıyor Bu suretle yollarımız,meydanlarımız yamalı bohçaya dönüyor.…. Ben canım yerli çeşmelerimizin yerin altındaki künk borularla gelen canım içme sularına yanıyorum. Bakın Tavşanlı’da 19 mahalle içinde nice yerli çeşmelerimiz var.Biz Tavşanlılı olarak yıllarca bu çeşmelerin sularını tüketmedik mi? Bunlardan yeni Tavşanlılıların haberi yok. Eski Tavşanlılıların bildiği bu yerli çeşmeler i bakım ve onarıma alan ne bir dernek, ne bir birlik ve ne de bir grup var. Eskilerde birkaç Allah dostu, su seven hemşehrilerimiz sırf hayır olsun diyerek bu yeraltındaki künk yerli çeşme su hatlarını onarır ve dua alırlardı.Kadınlarımızın bazılarının kollarından bileziklerini çıkarıp hayır olsun diyerek bu su çalışmalarına katkı verdiğini bilirim. “ Hepsi su gibi aziz olsunlar” duası almışlardır. HORHOR ÇEŞME,ZEYTİNOĞLU ÇEŞMESİ, KARACA ÇEŞME, AYŞE HANIM ÇEŞMESİ, ARİFAĞA ÇEŞMESİ, BARUTÇULAR ÇEŞMESİ, BIÇAKÇI ÇEŞME, OSMAN PAŞA ÇEŞMESİ, EMİRELLER ÇEŞMESİ, BOSTANCILAR ÇEŞME, PAZARYERİ ÇEŞMESİ, DİBEKBAŞI ÇEŞME, TAMİS ÇEŞME, KAHVEALTI ÇEŞMESİ, KANDİLALTI ÇEŞME, ULUCAMİ ZEYTİNLER ÇEŞME, TAKALAK ÇEŞME, ÇAVUŞ ÇEŞME, YUKARIÇİMEN ÇEŞME, ZEYREKLER ÇEŞME, SIĞIRÖNÜ ÇEŞME, ÇIRÇIR ÇEŞME, MÜLAYİM ÇEŞME, GÜRCÜLER ÇEŞME, HANIMÇEŞME, HACIBALILAR ÇEŞME, DANACILAR ÇEŞME, SABİRLER ÇEŞME, DAĞÇEŞME, İNCEMEHMETLER ÇEŞME, TESLİMLER ÇEŞME, DEDE ÇEŞME, KÖRHÜSEYİNLER ÇEŞME, ADAÖNÜ ÇEŞME, ESİFLER ÇEŞME, ÇARŞI ÇEŞME, AŞAĞI CAMİ ÇEŞME, İMAMLAR SOKAĞI ÇEŞMESİ,UZUN KOLLU SARI İSMAİL SULTAN TÜRBESİ ÇEŞMESİ aklıma geliverdi. “Ben Tavşanlılıyım” diyenlere soruyorum; siz mi Tavşanlılısınız, Bülent Hoca mı Tavşanlılı?
Beyler, bakın müteahhit olsun, taşeron olsun kimler olursa olsun altyapıya zarar veriyorlarsa bunlar Tavşanlı’ya ve Tavşanlılıya zarar vermektedirler. Buradan samimiyetle ifade ediyorum; Dedeler Köyü artık mahalledir. Gidin bakın 400 yıldır akan yerli çeşme sularına ne oldu?Ben ta İzmir’den bu belediyemizin yeni mahallesi Dedeler’in yerli çeşme sularını kaybedenleri buradan kınıyorum. Bu konuyu sürekli gündemde tutacağım. Ya bu kaybolan yer altı yerli su şebekesindeki hataları bulup çıkarırsınız ya da iki elim yakanızda olur. Uzun Kollu Sarı İsmail Sultan’ın Türbesi yanındaki şadırvanda artık Tavşanlı’ya gelen Esatlar Mevkii’nde doğan su akıyor. Marifet bu değil.Marifet yanlış yöntemlerle ortadan kaldırılan yerli sularımızın hatlarını bulup çıkarmak,onarmak ve hizmete almaktır. Eğer çeşmeler ağlıyorsa bunun vebalini şimdiden çekmeye hazır olmalıyız…..Bu çeşmeleri hayata geçirenlerin ruhu bundan mutlaka üzüntü duymaktadır. Buna hakkımız var mı?
Bu arada şu kuyu meselesine de değinmek isterim, Tavşanlı’da mahallelerimizde bir önlem olarak yıllar öncesinde açılan su kuyuları vardı. Bugün bu kuyuların büyük kısmının doldurulup iptal edildiğini sağır sultan da biliyor. İyi mi oldu? Asla!... Yanlış yapılmıştır. Kapatırsın üzerini bir beton kapakla bırakırsın kardeşim. Yarın ne olacağını nereden biliyorsun? Dünya susuzluğa doğru ilerliyor. Su Savaşları bir gün başlayacak deniliyor. Olur mu olur. Tavşanlı’da Kar kuyuları vardı. Merhum Dondurmacı Abdullah Efendi yazın en sıcak gününde dondurma yapardı. Bu kar kuyusundan yararlanırdı. Göcen Süleyman merhumun bostan suladığı açık kuyu, merhum Karamalak Ahmet’in şimdiki İş Bankası Şubesi karşısındaki ahşap evinin bahçesinde ki bu evde ben kiracı olarak kaldım derin bir su kuyusu vardı. Yazın sıcak günlerinde merhum komşularım bu kuyuya yiyecek ve içecek sepetleri sarkıtır, bunları korurlardı. Memlekette buzdolabı mı vardı? Beyler kuyularınız varsa lütfen üzerini örtün ve saklayın. Sakla samanı gelir zamanı Atasözü nü unutmayın. Tavşanlı Halkı’nın yıllar önce Çardaklı Köyü ‘ne kadar giderek su taşıdığını unuttunuz mu?Doğu Roma İmparatorluğu döneminde açılan bir su kaynağından yıllarca su içildiğini bilir misiniz?
KADINLARI BİR GÜNDE ANLAMAK,TANIMAK ANLATMAK
MÜMKÜN MÜ 8 MART KADINLAR GÜNÜ
KUTLU OLSUN
Mart Ayı içinde kadınlarımızı 8 Mart günü anıyoruz. Sevgili Peygamberimiz kadınlar hakkında veciz ifadeler kullanmıştır. Veda Hutbesi’ni okuyanlar bunu göreceklerdir. Bağımsız ve çağdaş Türkiye’nin rol modeli ,Cumhuriyetimizin kurucusu, devrimleriyle bizlere yol gösteren,büyük komutan, devlet adamı MUSTAFA KEMAL ATATÜRK kadını her vesileyle öven, değerini veren, taktir eden devlet adamıdır. Hele hele bahtı acılı bölgenin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşamış ve halen de yaşayan kadınımızın Ata’nın gözündeki değeri daha bir başkadır. Halkı’nın büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkemizde bugün itibariyle kadın nüfus( genç kız, kız çocuğu,kız bebek dahil)86 milyonun yarısıdır.Kadınlarımızın bir bölümü okumuştur. Yükseköğrenimlidir. İstisnalar dışında( ev hanımları hariç) tamamı ya memur,işçi, çalışandır. Ya da titr sahibidir. Türk kadını kendi hür iradesiyle araç kullanmakta,fabrikalarda çalışmakta,asker,polis,subay olmaktadır. Spor müsabakalarında her dalda kadınlarımızı görebiliyoruz. Üzerinde yaşadığımız gezegenin adı Dünya.Kadın, bir dünya canlısıdır.İnsan türünün kadın cinsindendir. Tüm canlı-cansız dünya varlıkları gibi Dünya doğal olarak herkesin olduğu kadar kadının da mülküdür. Dünyayı adımlayarak ,tüm canlılarla haşır neşir olarak yaşamak kadının da hakkıdır. Şırıl şırıl akan sulara eğilerek içmek, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde bu denizlerden yararlanmak ta kadınımız için helaldir. Dağlarımızdaki bitkilere,ağaçlara dokunmak kadının akkıdır. Yüce Ata’mız ,onca cansiparane mücadelelerinin arasında hemcinslerinin gasp sayılacak hak hırsızlarına göz yummayarak , anlamı büyük bir KADIN DEVRİMİ’ni gerçekleştirmiştir. O olmasaydı, bugün kadınlarımız yaşadığı yaşamın lezzetini asla bulamayacaktı. Bu nedenle kadınlarımız bu günde bu muhteşem insanı anmalıdır. Kadınımız oy atmaya gidiyor, birilerini seçiyorsa bunu Atatürk’e borçludur.
Allah’ın sevgili Peygamberi Hz. Muhammed’in kadını öven sözlerini unutanlar varsa lütfen sevgili Peygamberimizin Veda Hutbesi ‘ni bir zahmet okuyuversinler. Ama haydi ben bir kere daha kadın hakkında sevgili Peygamberimizin söylediklerini mübarek Ramazan Ayı münasebetiyle bir kez daha sunayım.
“ Ey insanlar! Kadınlara iyi muamele etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar emriniz altındadır. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Şunu biliniz ki,sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır. “ diyen Allah’ın resulü, bugün kadınlarımıza yapılan fenalıkları da görmüş ve :” Ey Müminler;Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp te birbirinizi öldürmeyiniz” demiştir. Hemen hemen,her gün,bir şekilde öldürülen kadınlarımızın vebali omuzlarımızdadır.Çünkü sevgili Peygamberimiz;” Rabbinize kavuşuncaya kadar,canlarınız,mallarınız,ırzlarınız da mukaddestir” demiştir. Peki kadınlarımız için gereken hassasiyeti, sevgiyi ve saygıyı gösterebiliyor muyuz? Korkarım; Yüce Yaradan kadınlara yapılan her olumsuzluğun hesabını bizlerden soracaktır.
Yunuz Emre bile şiirlerinde kadından söz etmiştir. Bir dörtlüğünde.” Bir kez gönül yıktın ise kıldığın namaz değil” demiştir. Kadınlarımızın gönlünü yıktığımız anlarda neler kaybettiğimizi düşünebiliyor muyuz? Şair Şemsi Belli “ Bir bütünün çift yarısı” başlıklı şiirinde tek bir kilimde bir çift nakış yan yana” der. İşte bu çift nakış Kadın ve Erkektir. İyi günde kötü günde diye başlayan nikah memurunun ifadelerinde kastettiği kadının ve erkeğin iyi günde ve kötü günde elele, gönül gönüle olması temennisi yatar. Şair Ümit Yaşar “ Kadın”başlıklı şiirinde kadın için ne güzel şeyler söyler:”Dünyada en tatlı şey Kadın bir,meyva iki/ İkisi birbirine öylesine benzer ki/ Kadın var can eriği,kah tatlı kah buruk/ Kadın var üzüm gibi yenir olsa da koruk/ Kadın var vişne gibi, reçel yap tabak tabak/ Kadın var karpuz gibi, yandın çıkarsa kabak/ Kadın var kestanedir, kış mevsimine sakla/ Kadın var kavun gibi, aman alırken kokla/ Kadın var,incir gibi, kuru yenir,yaş yenir/ Kadın var muz gibi, soya soya yenilir/ Kısacası her kadının benzeri bir meyvadır/ Ama nikah masasında “ Evet” diyen erkeğin yediği hep ayvadır”
8 Mart Kadınlar Günü hepimize hayırlara vesile olsun. Kadınlarımızın yüzleri hep gülsün. Daha güzel yarınlara…
TEK TIRNAKLI HAYVANLARIN SAYISINDAKİ AZALMA
ENDİŞE EDİCİ BOYUTLARDA
TÜİK verilerine göre tek tırnaklı hayvan sayısında ciddi bir azalma söz konusu. Örneğin Anadolu Köylüsü’nün en çok işine yarayan tek tırnaklı merkep olarak bilinir. Ben “ eşek” sözcüğünü sevmem. Ama “ eşek”sözcüğü her konuda karşımıza çıkan bir sözcük olarak bilinir. Türkiye’de 2025 yılı sonu itibariyle merkep sayısındaki azalma dikkat çekiyor. Bu şunu gösteriyor; halen üç aşağı beş yukarı 60 bin 332 merkebimiz var. Çiftçimizin, rençberimizin vazgeçilmezi olan merkep her alanda değerlendirilen bir tek tırnaklı. Bazı yerlerde eğer öküz yoksa merkebi harmanda bile değerlendiriyorlar. Merkep sadece üzerine binenleri değil, her türlü yükü de taşıyor. yükü değil, her türlü malı da taşıyor. Madenlerde bile merkeplere yıllarca kömür taşıttırmadılar mı? Merhum babam avukatlık yaparken yazıhanesine her kış döneminde merkep yükü linyit kömürü alırdı. Akarsuların yanlarına kurulan un değirmenlerine gidip gelen tek tırnaklı sadece merkeptir. Meksika kaynaklı filmlerde en çok gördüğümüz tek tırnaklı da merkep olurdu. Don Kişot bile merkeple Yel değirmenlerine saldırmıştır. Nasrettin Hoca’nın bile en yakınındaki merkebiydi. Merkep tek tırnaklılar arasında adı en çok anılan hayvandır.Köylerde yıllar içinde en alımlı tek tırnaklıların merkepler olduğunu biliriz.Bir köyün yakınında avlanan bir avcının bir merkebi yanlışlıkla vurduğu fıkralara konu olmuştur. Köy halkı avcının etrafını çevirmiş, kendisine “ yandın “ diye bağırmıştır. Avcı da neticede bir yanlışlık olduğunu,kasten merkebi vurmadığını belirtse de köylü yurttaşlar parasını da ödese kendisini kurtaramayacağını söylemişlerdir. Neden mi? Çünkü vurulan merkep muhtarın merkebiymiş te ondan.
TÜİK verilerine göre 2025 sonu itibariyle ülkemizde At sayısında da belirgin bir düşüş gözlenmiştir. AT Türk için vazgeçilmezlerdendir. AT,KADIN,DEVLET Türk’ün kutsal değerlerindendir. Öğrendiğimize göre At sayımız halen geçtiğimiz yıl sonu itibariyle 65 bin 339’dur. Türk için:” At sırtında doğar,at sırtında büyür ve at sırtında ölür” yakıştırması yıllar boyu söylenegelmiştir. “ Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/ Bin atlı akınlarda dev gibi bir orduyu yendik” diyen şair de bu akınlarda atlardan söz etmiştir. Bir zamanlarda Süvari birlikleri ordumuzun en ilginç parçalarındandı. Rahmetli dayım Süvari binbaşısıydı. Ne zaman atlı birlikler lağvedildi,yerine tanklar geldi ve bu defa merhum dayım tankçı oluvermişti.
Tüik verilerine göre 2025 sonu itibariyle Katır sayımızda da bir azalma söz konusu. Son veriler ülkemizdeki katır sayısının 12 bin 398 olduğunu gösteriyor.Katır da özellikle Kurtuluş Savaşı boyunca ordumuza silah ve cephane taşımada kullanılmıştır. Yer altı maden ocaklarında da yıllar içinde katırlar görev almıştır. Yerin altına döşenen raylar üzerindeki kömür yüklü vagonları çekmişlerdir. Tek tırnaklı hayvanlar arasında en inatçısı katır olduğu bilinir. “ Katır gibi inadı var” sözü bundan gelir. Engelli arazilerde, çetin yamaçlarda,vadilerde katırlar yine de hala yük taşıyan tek tırnaklılardır. Güç itibariyle katırlar atlardan ve merkeplerden daha güçlü hayvanlardır. Kızılderililerin yaşamları boyunca katırları yük taşımada kullandıklarını da biliyoruz. Asıl önemlisi ülkemizde gerek at ve merkep gerekse katır sayısındaki düşüşe dikkat etmemiz gerekiyor. Ne kadar uygar,ne kadar güçlü ve dayanıklı, ne kadar zengin bir ülke olsak ta tek tırnaklılar bze her zaman gerekli. Gerçi köylerimizin sayısı bir elin beş parmağı kadar kaldıysa da yine de tek tırnaklılara olan ilgi devam etmektedir.
Ülkemizde atları, merkepleri ve katırları yasal olmayan koşullarda halkımıza et olarak sunanlarla mücadele devam ediyor. Kötü niyetli,art niyetli insanlar bu hayvanları maalesef zaman içinde keserek halkımıza yedirmişlerdir. Bu gerçeği hiç kimse örtbas edemez. Belki kimbilir hala birileri bu işi yapmayı sürdürmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığımızın belli bir program çerçevesinde tek tırnaklı hayvanlarımız at,merkep ve katır sayısının artması için gerekeni yapacağına inanıyoruz. Gün gelir harman olur ve bu hayvanlardan yararlanmamız söz konusu olabilir. Bakın elektrikle çalışan lokomotifler çıktı. Buharla çalışan lokomotifler emekliye ayrıldı. Ama bir önlem olarak hala belli miktarda buharlı lokomotif depolarda muhafaza altındadır.
TAVŞANLI’NIN NÜFUSU BİR İLERİ BİR GERİ
Bilindiği gibi ülkemizde ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927 tarihinde yapılmıştı. Savaştan yorgun çıkan genç Cumhuriyetin nüfusu 13 milyon 648 bin 270 idi. Bu tarihten 8 yıl sonra bu defa 20 Ekim 1935 tarihinde yapılan nüfus sayımında ülke nüfusu 16 milyon 158 bin 018 olarak belirlendi. Bu tarihi takibeden her beş yılda bir nüfus sayımları devam etti. Örneğin; 20 Ekim 1940 tarihinde ,yani büyük önder,aziz Atatürk’ün ebediyete intikalinden iki yıl sonra nüfusumuzun 17 milyon 820 bin 950’ye ulaştığını,21 Ekim 1945 tarihinde yani ikinci Dünya Savaşı başladıktan hemen sonra nüfusumuzun 18 milyon 790 bin 174 olduğu anlaşıldı. Merhum hakim-avukat babam Hüsamettin Alpagut merhum annemi,yanlarında beni ve kızkardeşim merhum Ülkü Serel’i alıp Tavşanlı’ya geldiği 1946 yılının nisan ayında örneğin Tavşanlı küçük bir ilçeydi ve nüfusu da 5500’dü. Ülke nüfusu da 500 bin kadar artmıştı. 1950 yılının 22 Ekim günü yapılan nüfus sayımında ( Demokrat Parti iktidarının 5.nci ayı sonunda) ülke nüfusu 20 milyon 947 bin 188’e çıkmıştı. Bu nüfus sayımında biz de aile mensupları olarak Tavşanlı’da nüfusu 4 artırmıştık. Demokrat Parti’nin iktidarında 5.yıl sonunda 23 Ekim 1955 tarihinde yapılan nüfus sayımında ülke nüfusu 24 milyon064 bin 763’e ulaşmış,nüfus artışımız ise %27.75 olarak öngörülmüştü. Türkiye’de Ordu’nun darbe yaptığı 27 Mayıs 1960 tarihinden 5 ay sonra yapılan 23 Ekim 1960 tarihindeki nüfus sayımında ülke nüfusunun 27 milyon 754 bin 820 olduğu ilan edilmişti. Ben bu tarihte Kayseri’de Yedek subay öğretmendim. 24 Ekim 1965 tarihinde yapılan nüfus sayımında Tavşanlı’da Derecik Köyü’nde müdür yetkili öğretmendim. Ülke nüfusu 31 milyon 391 bin 421’e çıkmıştı. 25 Ekim 1970 tarihinde yine Derecik Köyü7nde müdür yetkili öğretmendim. Bu defa ülke nüfusu % 25.19’luk artışla 35 milyon 605 bin 176’ya ulaşmıştı. 25 Ekim 1975 tarihinde Tavşanlı Atatürk İlkoklu’nda sınıf öğretmeniyken yapılan nüfus sayımında ülke nüfusu 40 milyon 347 bin 719’a çıkmıştı. 12 Ekim 1980 tarihinde Türk Ordusu bir kez daha darbe yapmasının hemen bir ay sonrasında yapılan nüfus sayımında nüfusumuzun 44 milyon 736 bin 957 olması içimizi ısıtmıştı. Nüfusumuz %20,65’lik bir artış göstermişti. 20 Ekim 1985 tarihinde yapılan nüfus sayımında ülke nüfusu 50 milyon 664 bin 458’i bulmuştu. Bu nüfus sayımında artık merhum babam yoktu. Annem ve dört kardeş kalmıştık. 21 Ekim 1990 tarihinde yapılan nüfus sayımında artış hızımız % 21.71 olarak ölçülmüştü. Nüfusumuz da 56 milyon 473 bin 035 olarak belirlenmişti. 30 Kasım 1997 tarihinde bir nüfus sayımı daha yapılmıştı. Bu defa nüfusumuz 62 milyon 610 bin 252’ye ulaşmıştı. Nüfus artışı % 18.65 olmuştu. Ben bu nüfus sayımında emekli bir öğretmendim. Nihayet artık ,evlere kapanıldığı, işyerlerinin kapalı kaldığı son nüfus sayımı yapıldı. 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan nüfus sayımında ülke nüfusu 67 milyon 803 bin 927 olmuştu. Bu nüfus sayımında ülkemizdeki köy ve belde sayısı da 37 bin 366 idi. Bakın bu yapılması gelenek haline gelen daha sonra sistem değişikliğine gidilerek yapılan nüfus yoklamalarında son olarak TÜİK’in açıklamalarına göre; ülke nüfusumuz 86 milyon 092 bin 168 olmuştur. Ülkemizdeki yabancı sayısı da bir milyon 519 bin 515 olmuştur. Asıl önemlisi ülke nüfusumuz giderek daha az artış göstermektedir. Bu da gelecek yıllarda ülke nüfusunun bir yerlerde duracağı anlamındadır. 40 bin 600 belde ve köy sayısının 2000 yılı Ekim ayında 37 bin 366’ya düşmesi de ilginçtir.
GELELİM TAVŞANLI’YA; Tavşanlı’nın genel nüfusu( 87 köy-4 belde ve merkez) 100 bin 882 olarak görülüyor. 4 beldemizdeki nüfus toplamı; 10 bin 027,87 köydeki nüfusumuz ise; 16 bin 173’tür. Bir önceki yıla göre; Tavşanlı İlçe nüfusu merkezde 565 kişi artmış,genelde 248 kişi azalmıştır. Tek tesellimiz Tavşanlı’nın Kütahya’nın halen en kalabalık ilçesi olmasıdır. Tavşanlı Merkez nüfusu( 19 mahalle dahil) 74 bin 682 kişidir. Ama eğer tebessüm etmek isterseniz bir küçük bilgi de vereyim; Tavşanlı Türkiye’de halen Bayburt, Tunceli ve Ardahan illerinden daha büyüktür. Aklıma sayın Cumhurbaşkanımızın her aileden en az üç çocuk ifadeleri geldi. Galiba haklı değil mi?Ama üç çocuğu büyütmenin zorluğu aileleri az çocuğa doğru itiyor. Böyle olunca da nüfusumuz için tehlike çanları şimdiden çalmaya başladı bile…..
