05 Nisan 2025 - Cumartesi

ÇAKMA GAZETECİ

ÇAKMA GAZETECİ

Yazar - Bülent Alpagut
Okuma Süresi: 14 dk.
412 okunma
Bülent Alpagut

Bülent Alpagut

- 05062218413
Google News

 

“ Çakma  Gazeteci “ çantadan yetişenler için kullanılır.Yani benim gibi olanlar için.  Ben 1959 yılından beri çakma gazeteciyim. İlk sınavımı merhum “ Müstakil Tavşanlı Gazetesi”nde  verdim. Merhum Gazeteci abim Abdurrahman Börekoğlu’nun Boyacı Oteli’nin köşesinde mütevazi bir küçük odası vardı. Bu odaya bir kapı açılmış, burası minik bir gazete  bürosu yapılmıştı. Bu büyük bölümü gazete,mecmua,dergi,gazete kağıdı, takıl tukul birçok şeyin yer aldığı daracık yere bir de masa sığdırılmıştı. Masanın üzerinde  her şey vardı. Bir ben yoktum. 
       Merhum babam , Tavşanlı’nın ilk avukatı ünvanlı  eski hakimlerden Hüsamettin Alpagut bu gazetenin Fahri Avukatı olarak  Abdurrahim Börekoğlu merhumun ufak tefek sorunlarını çözüyor,aynı zamanda bu yerel gazetenin köşesine yazı yazıyordu.  Başyazardı. Bir gün merhum Börekoğlu babamdan benim için gazeteye haber toplamam  ricasında bulunmuş. Babam merhum da bir ara konuyu açıp benden böyle bir hizmeti yapıp yapamayacağı sormuştu.  22 yaşımda,bıyığı terlememiş bir gençtim.  Kabul etmiştim. Merhum Börekoğlu bana bir muhabirlik kartı da düzenlemişti. Benim ilk gazetecilik kartım bu karttır. Bir yerlerdedir ama arayıp bulmam gerekir. Abdurrahim Börekoğlu’nun ölümüne kadar ben “ Müstakil Tavşanl’da önce toplayan,sonra bu  topladıklarımı haberleştiren,daha sonra bunlara ilaveten merhum babamın köşesinde haftalık köşe yazıları yazmaya başlayan çakma gazeteci oldum.  Gazeteci olmanın da bir yolu yordamı var.  Bu işin bir okulu var. Kuralları var. Önce çıraktım. Sonra kalfa oldum. Ustalık dönemim bu gazeteyle başladı. Birilerine göre şeyh’ül  muharririn oldum. Bu uzun yolculuğumun ilk durağıdır.  Sonra neler oldu. Tavşanlı’nın Anadolu Ajansı Muhabiri oldum.  Bu dönemim gerçekten ilginç anılarla taçlandırılmıştır. Öyle gün geldi ki A.A Bursa Bölge Müdürlüğü’nden yetkililer.” Hocam bu kadar enerjiyi nereden bulursunuz? Bizi haberlerinizle bunalttınız” demeye bile başlamışlardı. Haberlerimi dijital daktilo ile hazırlardım. İndirimli posta ile Bursa Bölge Müdürlüğü’ne gönderirdim. İki tane Teşekkür Belgesi  benim için ajanstan aldığım en değerli, manevi değeri yüksek belgedir. Bu ajans sayesinde yıllar içinde damlaya damlaya göl olur misali aldıklarımı bütçeme  katık ettim. Zamanın Tavşanlı PTT Müdürü merhum Abdullah Bey ajanstan her para geldiğinde ki azami 25-30 liraydı bana.”Hocam görelim bakalım şu paraların ucundan “der espri yapardı. 
        Merhum  bu mart ayında vefatının 38.nci yıldönümünü kutlayacağımız  Tavşanlı’nın en renkli siyaset adamlarından, Demokrat  abimiz iş insanı Mustafa Ayaşlı’nın  yardımıyla” Son Havadis Gazetesi’nde,” daha sonra “ Bizim Anadolu Gazetesi’nde” muhabirliğim var.  Bir ara Eskişehir’de çıkan “ İstikbal Gazetesi”nde yazdım. Kütahya’da  “ Medya Kütahya” ve “ Kütahya Postası”nda,” Kütahya Ekspres” te , “ Tavşanlı Haberci” de, “ Bizim Tavşanlı” da” Haber Tavşanlı” da yazdım. UBA ve  A.H.A  Ajanslarında da haberlerim çıktı.  Bazı dergilerde de yazdım.  “ Türk Folklor Araştırmaları “dergisi bunlardan sadece birisi.  Bu arada  Türk Basın  Birliği Üyesiyim.  Sevgili Murat Körhasan” Etimesgut Haber” gazetesinde yazılarımı çıkarmıştı. 
                Ama gelelim zurnanın zırt dediği yere; Benim asla bir Basın Kartım olmadı.  Evet” A.A” nın kimlik kartı sarıydı. Türk Basın Birliği’nin de öyle. Yine , Kütahya Gazeteciler Cemiyeti’nin onursal üyesi olmam hasebiyle verdiği kart da sarı ama hiçbiri  Sarı Basın Kartı değil. Ben 33 yıllık sınıf/branş öğretmeni olarak,Yd. Sb Öğretmen ve öğretmen vekili olarak  hizmet vermemin yanında bu çakma gazeteciliği bugünlere kadar taşıdım. Halen de sevgili Tuna İşleyen’in “ Tavşanlı  Ekspres” Gazetesi’nin köşesindeyim. Çakma gazetecilikten kazancım olmadı.  Fahri çalıştım.  Ama Allah biliyor amacım  bir şekilde  hizmet vermekti. Gazeteci şüphe etmezse  sorgulamaz. Şüphe etmezse  araştırmaz. Şüphe etmediği sürece de gerçekleri maalesef açığa ,ortaya çıkaramaz.  Çakma gazetecilik dönemimde ki bu 1959-2025 arası  için  66 yıllık bir uzun yoldur,neler çektiğimi bir ben bir Allah biliyor.  Taşlayan da oldu, gül atan da. Eğer suya sabuna dokunmadan yazarsanız sizden iyisi bulunmaz. Ama  bunun aksini yaparsanız o zaman vay! Halinize….
         Ben aşını yediğim, suyunu içtiğim, aziz Tavşanlı için bu gün de varım.  Hafızam sağlıklı olduğu sürece  yazmaya devam edeceğim. Allah aklımızı başımızdan almasın yeter ki…. Yaşayan hafızalar olarak şurada kaç kişi kaldık ki? İşte Çakma gazeteci Bülent Hoca’dan sizlere  66 yıllık bir bilgi ….Bu arada yıllar içinde Protokol Amirliği, Tören Komutanlığı ve sunuculuk olarak ta ter döktüm. Bu görevlerim  de fahri görevlerdi. Amirlerimce hep” sırtım sıvazlandı. Bu nedenle  ceketlerimin arkası hep yoluk yoluktur.  Tavşanlı’da bir avuç gazeteci kardeşim görev yapıyor. Milletin her halükarda haber alma hakkı vardır. Bunu kimse engelleyemez. Gazeteci asla halktan kopamaz. Ama gazeteci  okuruna dalkavukluk ta yapmamalıdır. Gerçeği yazmalıdır. Yazarken”Ben”dememelidir. Derse bu gazetecinin ölümü olur. Gazeteciler zorluklara göğüs geriyorlar. Allah yardımcıları olsun.  Ama gazeteciliğin güzel yanları da vardır.  Gazeteci suçsuz  birine kalemini silah olarak kullanmamalıdır. Hiçbir gazeteci yakın ve uzak çevresindeki olaylara bigane kalamaz. Duyarsız olamaz. Kalırsa işte o zaman kalemini kırmalı ve bu işi sonlandırmalıdır. Gazeteci devekuşu gibi kafasını kuma gömemez. Sorun her yerde vardır. İlde,ilçede,beldede,köyde,mahallede,kırsal alanlarda vb larında. Bu yerleşim birimlerinde sorunlar durduğu yerde asla çözülemez. Sorun nerede varsa gazeteci oradadır. Sorunların çözümünde   üretime,kaynaklara ve istihdama  gerek olduğunu ilk gören sadece gazetecidir.Gazetecinin hapsedilmesi,gerçeklerin de hapsedilmesi demektir. İnsanların çoğu  kendisini bir şekilde kandırır. Böylece etrafındakileri de kandırdığını düşünür. Kritik koltukların  her ülkede liyakatten  yoksun kişilere  bırakılmaması gerektiğini söyleyenler de gazetecilerdir. Yanlış icraatlar varsa bunları da gazetecilerden başkaları söylemez. Bunları eleştirenler gerçekten,yürekli ,demokrat, güçlü  gazetecilerdir.  Gazeteciler nerede yaşıyorlarsa oraların  hafızalarıdır.  Bazı gazeteler çıkarken ölürler. Beraberinde çalışanlarını da öldürürler. Ne yazıktır ki gazetecilerin ikinci adresleri hep Adliyeler olmaktadır. Gazeteci bir ülkede  dilin bozulmaması, ahlakın yara almaması, siyasetin  ve  hukukun bozulmaması,devletin çökmemesi,ülkenin yıkılıp yok olmaması i  hassasiyet gösterir.  Çakma gazeteciden bu kadar…      

                                                      
    KÖYDE  EVLİYA OLMAK KOLAY ŞEHİRDE OLMAK ZORDUR                                                                                                                      


         Aklıma geliverdi;  köyde mi evliya olmak kolay yoksa şehirde mi?Bu soru birçok kişiyi düşündürmüş olabilir.  Aklıma bir ara görev yaptığım Kayseri’nin Erkilet Beldesi’ne bağlı halen mahalle statüsündeki Emmiler Köyü’ndeki bir dostum geliverdi.Kayseri Ceza İnfaz Kurumları  F Tipi  Cezaevinde bir suçtan bir süre yatıp kalkmış.Bir köy odasında muhabbet ediyoruz; bize ilginç bir anısını anlatmıştı. Koğuşta  yatarken bir ara yanlarına yaşlı bir amca getirmişler. Orman suçundan sanırım. Sürekli  ibadet halinde biriymiş. Kendisine saygı gösterirler,bir dediğini iki etmezlermiş. Kendisi anlatmıştı.” Bir gün yanıma geldi. Bana kendisini yakinen takip ettiğini,hal ve hareketlerimi beğendiğini,isterse  boş zamanlarında  bana, hikmetli bilgiler verebileceğini söyledi..  Ben de kabul ettim.  Cezaevinde kaldığım süre içinde kendisinden çok şeyler öğrendim.  çok ilginç bilgiler edindim. Bana sırlar verdi. Bunları çok iyi korumamı istedi.  Kazandıklarımı yanlış bir şey yaparsam kaybedebileceğimi söyledi.  Yani artık pişmiştim.  Bir gün yine çay dağıttığım sırada beni yanına çağırıp aynen.” Etrafına bir bak. Bu sana  verdiğim bir sır.Bana neler gördüğünü anlat dedi.  Ben de ilk anda şaşırmıştım ama  bunda da bir hikmet var diyerek etrafıma baktığımda ne göreyim? Koğuşta  kalanların tamamı çıplaktı.  Gözlerime inanamamıştım.  Utanmıştım ve başımı geri çevirmiştim.Ama,  bir süre sonra herkes eski halini aldı.  Bunu kimlere nasıl anlatabilirdim?Bana nefis dersi vermiş.  Ben cezaevinden  bana ders veren o amcadan sonra çıktım.  Bana özenle korumam gerektiği sırrı anmsadım.Yani nefisle ilgili   sırrı.Saklamamı söylediğini anımsadım .Cezaevinden çıktığım daha birkaç  dakika oldu olmadı,baktım yanımdan bir kadın geçmiyor mu?  Çıplaktı. Burada yapmam gereken başımı çevirmek olmalıydı. Öyle yapmamıştım ve bu kadına bakmıştım. Nefsime yenik düşmüştüm.Akabinde çıplak kadını giyinmiş olarak gördüğümde acı gerçeği anlamıştım.  İşte bu durum sonrasında günlerce kazandıklarımı bir anda kaybedivermiştim. Sırrıma sahip olamamıştım. Nefsim galip gelmişti. Bunu asla unutamam.  Buna inanan olur olmayan da olur. Bu bir anıdır.  İnsanların nefislerine sahip olması gerekir.  Nefis şeytanın tam kendisidir.  Şimdi soruyorum;  Köy yaşantısıyla,şehir yaşantısı hele hele büyükşehir yaşantısı, tatil yerleşkelerindeki yaşam bir midir?   Adam sokakta ilerlerken çok güzel bir bayan görmüş, yanına yavaşça yaklaşıp yanaklarından öpüvermiş. Durum adliyeye intikal etmiş.  Hakim neden böyle bir şey yaptığını söyleyince.”Hakim bey güzele dayanamam.  Şeytana  uydum “ deyivermiş.İşte bunun gibi insanların çoğu  farkında olmadan  zina işliyor.  Göz zinası olur mu? Olmaz m?  Bir erkek bir güzeli, bir güzel bir erkeği gördüğünde  alıcı gözle bakarsa bu  göz zinasıdır.  Elle  bir karşı cinse karşı hareket te zinaya teşebbüstür. 
           Selef-i salihin derler ki;” Bir kimse din kardeşini ziyaret ettiğinde,gökteki  bütün melekler ,o kimseyi,benzeri görülmemiş surette selamlayıp duada bulunurlar”. Peki siz bırakın ziyareti,orada burada gördüklerinize  kötü niyetle bakarsanız aynı meleklere  karşı  haliniz nicedir? Yine Kayseri’nin Erkilet Beldesi, Hırkalar Köyü’nde  zamanın ilköğretim müfettişi teftişten benim öğretmen olduğum köye geldiğinde anlatmıştı.” Köyün yakınındaki çeşmede birkaç kadın su dolduruyordu.  Tam çeşmeye yaklaşmıştım ki hemen yakınımdan bir erkek yanıma gelip ,gurban olduğum,biraz dur hele!. Kadınlar  sularını  doldursun. Sonra çeşmeye yaklaşırsın” demiş.  Caddelerde,meydanlarda birbirinden güzel envay-i çeşit tatlıyı  seyredenler ayrı,ama karşı cinslerin birbirlerini seyretmeleri ayrı şeydir.  İnsanlar yaşadıkları alemi sahipsiz mi sanır? Her şeyden önce Yaradan sizi görmüyor, konuştuklarınızı işitmiyor ,hissettiklerinizi bilmiyor mu?  Deniz kıyılarında her tarafı kapalı bayanların çıplak sayılabilecek kişileri seyretmeleri size göre nedir?   O kadar çok örnek var ki hangi birini anlatayım?Ben etrafını görmemek için şapkasını burnunun altına kadar indiren muhteremler bilirim.   Binlerce yıl önce  Kutuplarda  Penguenlerin  uçtukları söylenir. Sonra uçmaz olmuşlar. Çünkü kendilerini rahatsız eden hiçbir şeyin olmadığını anlamışlar ve uçmayı unutmuşlar.  Bugün insanlar  bir yerleşim biriminde  huzur içinde kalıyor,yatıp kalkabiliyorlarsa bu sadece saygıyla izah edilebilir.  Polis te jandarma da kolluk kuvveti de sensin. Bugün açık-seçik kıyafetle dolaşanlar  kendilerine bir zarar verilmeyeceğini bildikleri için dolaşıyorlar.   Bu nedenle isterse herkes evliya olabilir. Ama olacaksa önce köylerde,mezralarda veya beldelerde sonra şehirlerde ve büyükşehirlerde….. Nefse hakim olmak birinci şarttır.  Nefsine hakim olamayanların evliyalığın yanından dahi geçemeyeceği bir gerçektir. Ne zaman Allah’tan korkan ve kuldan utananların sayısı artar işte o zaman  her şey yerine oturur. 

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları