ÇAKMA GAZETECİ
ÇAKMA GAZETECİ

Bülent Alpagut
- 05062218413
“ Çakma Gazeteci “ çantadan yetişenler için kullanılır.Yani benim gibi olanlar için. Ben 1959 yılından beri çakma gazeteciyim. İlk sınavımı merhum “ Müstakil Tavşanlı Gazetesi”nde verdim. Merhum Gazeteci abim Abdurrahman Börekoğlu’nun Boyacı Oteli’nin köşesinde mütevazi bir küçük odası vardı. Bu odaya bir kapı açılmış, burası minik bir gazete bürosu yapılmıştı. Bu büyük bölümü gazete,mecmua,dergi,gazete kağıdı, takıl tukul birçok şeyin yer aldığı daracık yere bir de masa sığdırılmıştı. Masanın üzerinde her şey vardı. Bir ben yoktum.
Merhum babam , Tavşanlı’nın ilk avukatı ünvanlı eski hakimlerden Hüsamettin Alpagut bu gazetenin Fahri Avukatı olarak Abdurrahim Börekoğlu merhumun ufak tefek sorunlarını çözüyor,aynı zamanda bu yerel gazetenin köşesine yazı yazıyordu. Başyazardı. Bir gün merhum Börekoğlu babamdan benim için gazeteye haber toplamam ricasında bulunmuş. Babam merhum da bir ara konuyu açıp benden böyle bir hizmeti yapıp yapamayacağı sormuştu. 22 yaşımda,bıyığı terlememiş bir gençtim. Kabul etmiştim. Merhum Börekoğlu bana bir muhabirlik kartı da düzenlemişti. Benim ilk gazetecilik kartım bu karttır. Bir yerlerdedir ama arayıp bulmam gerekir. Abdurrahim Börekoğlu’nun ölümüne kadar ben “ Müstakil Tavşanl’da önce toplayan,sonra bu topladıklarımı haberleştiren,daha sonra bunlara ilaveten merhum babamın köşesinde haftalık köşe yazıları yazmaya başlayan çakma gazeteci oldum. Gazeteci olmanın da bir yolu yordamı var. Bu işin bir okulu var. Kuralları var. Önce çıraktım. Sonra kalfa oldum. Ustalık dönemim bu gazeteyle başladı. Birilerine göre şeyh’ül muharririn oldum. Bu uzun yolculuğumun ilk durağıdır. Sonra neler oldu. Tavşanlı’nın Anadolu Ajansı Muhabiri oldum. Bu dönemim gerçekten ilginç anılarla taçlandırılmıştır. Öyle gün geldi ki A.A Bursa Bölge Müdürlüğü’nden yetkililer.” Hocam bu kadar enerjiyi nereden bulursunuz? Bizi haberlerinizle bunalttınız” demeye bile başlamışlardı. Haberlerimi dijital daktilo ile hazırlardım. İndirimli posta ile Bursa Bölge Müdürlüğü’ne gönderirdim. İki tane Teşekkür Belgesi benim için ajanstan aldığım en değerli, manevi değeri yüksek belgedir. Bu ajans sayesinde yıllar içinde damlaya damlaya göl olur misali aldıklarımı bütçeme katık ettim. Zamanın Tavşanlı PTT Müdürü merhum Abdullah Bey ajanstan her para geldiğinde ki azami 25-30 liraydı bana.”Hocam görelim bakalım şu paraların ucundan “der espri yapardı.
Merhum bu mart ayında vefatının 38.nci yıldönümünü kutlayacağımız Tavşanlı’nın en renkli siyaset adamlarından, Demokrat abimiz iş insanı Mustafa Ayaşlı’nın yardımıyla” Son Havadis Gazetesi’nde,” daha sonra “ Bizim Anadolu Gazetesi’nde” muhabirliğim var. Bir ara Eskişehir’de çıkan “ İstikbal Gazetesi”nde yazdım. Kütahya’da “ Medya Kütahya” ve “ Kütahya Postası”nda,” Kütahya Ekspres” te , “ Tavşanlı Haberci” de, “ Bizim Tavşanlı” da” Haber Tavşanlı” da yazdım. UBA ve A.H.A Ajanslarında da haberlerim çıktı. Bazı dergilerde de yazdım. “ Türk Folklor Araştırmaları “dergisi bunlardan sadece birisi. Bu arada Türk Basın Birliği Üyesiyim. Sevgili Murat Körhasan” Etimesgut Haber” gazetesinde yazılarımı çıkarmıştı.
Ama gelelim zurnanın zırt dediği yere; Benim asla bir Basın Kartım olmadı. Evet” A.A” nın kimlik kartı sarıydı. Türk Basın Birliği’nin de öyle. Yine , Kütahya Gazeteciler Cemiyeti’nin onursal üyesi olmam hasebiyle verdiği kart da sarı ama hiçbiri Sarı Basın Kartı değil. Ben 33 yıllık sınıf/branş öğretmeni olarak,Yd. Sb Öğretmen ve öğretmen vekili olarak hizmet vermemin yanında bu çakma gazeteciliği bugünlere kadar taşıdım. Halen de sevgili Tuna İşleyen’in “ Tavşanlı Ekspres” Gazetesi’nin köşesindeyim. Çakma gazetecilikten kazancım olmadı. Fahri çalıştım. Ama Allah biliyor amacım bir şekilde hizmet vermekti. Gazeteci şüphe etmezse sorgulamaz. Şüphe etmezse araştırmaz. Şüphe etmediği sürece de gerçekleri maalesef açığa ,ortaya çıkaramaz. Çakma gazetecilik dönemimde ki bu 1959-2025 arası için 66 yıllık bir uzun yoldur,neler çektiğimi bir ben bir Allah biliyor. Taşlayan da oldu, gül atan da. Eğer suya sabuna dokunmadan yazarsanız sizden iyisi bulunmaz. Ama bunun aksini yaparsanız o zaman vay! Halinize….
Ben aşını yediğim, suyunu içtiğim, aziz Tavşanlı için bu gün de varım. Hafızam sağlıklı olduğu sürece yazmaya devam edeceğim. Allah aklımızı başımızdan almasın yeter ki…. Yaşayan hafızalar olarak şurada kaç kişi kaldık ki? İşte Çakma gazeteci Bülent Hoca’dan sizlere 66 yıllık bir bilgi ….Bu arada yıllar içinde Protokol Amirliği, Tören Komutanlığı ve sunuculuk olarak ta ter döktüm. Bu görevlerim de fahri görevlerdi. Amirlerimce hep” sırtım sıvazlandı. Bu nedenle ceketlerimin arkası hep yoluk yoluktur. Tavşanlı’da bir avuç gazeteci kardeşim görev yapıyor. Milletin her halükarda haber alma hakkı vardır. Bunu kimse engelleyemez. Gazeteci asla halktan kopamaz. Ama gazeteci okuruna dalkavukluk ta yapmamalıdır. Gerçeği yazmalıdır. Yazarken”Ben”dememelidir. Derse bu gazetecinin ölümü olur. Gazeteciler zorluklara göğüs geriyorlar. Allah yardımcıları olsun. Ama gazeteciliğin güzel yanları da vardır. Gazeteci suçsuz birine kalemini silah olarak kullanmamalıdır. Hiçbir gazeteci yakın ve uzak çevresindeki olaylara bigane kalamaz. Duyarsız olamaz. Kalırsa işte o zaman kalemini kırmalı ve bu işi sonlandırmalıdır. Gazeteci devekuşu gibi kafasını kuma gömemez. Sorun her yerde vardır. İlde,ilçede,beldede,köyde,mahallede,kırsal alanlarda vb larında. Bu yerleşim birimlerinde sorunlar durduğu yerde asla çözülemez. Sorun nerede varsa gazeteci oradadır. Sorunların çözümünde üretime,kaynaklara ve istihdama gerek olduğunu ilk gören sadece gazetecidir.Gazetecinin hapsedilmesi,gerçeklerin de hapsedilmesi demektir. İnsanların çoğu kendisini bir şekilde kandırır. Böylece etrafındakileri de kandırdığını düşünür. Kritik koltukların her ülkede liyakatten yoksun kişilere bırakılmaması gerektiğini söyleyenler de gazetecilerdir. Yanlış icraatlar varsa bunları da gazetecilerden başkaları söylemez. Bunları eleştirenler gerçekten,yürekli ,demokrat, güçlü gazetecilerdir. Gazeteciler nerede yaşıyorlarsa oraların hafızalarıdır. Bazı gazeteler çıkarken ölürler. Beraberinde çalışanlarını da öldürürler. Ne yazıktır ki gazetecilerin ikinci adresleri hep Adliyeler olmaktadır. Gazeteci bir ülkede dilin bozulmaması, ahlakın yara almaması, siyasetin ve hukukun bozulmaması,devletin çökmemesi,ülkenin yıkılıp yok olmaması i hassasiyet gösterir. Çakma gazeteciden bu kadar…
KÖYDE EVLİYA OLMAK KOLAY ŞEHİRDE OLMAK ZORDUR
Aklıma geliverdi; köyde mi evliya olmak kolay yoksa şehirde mi?Bu soru birçok kişiyi düşündürmüş olabilir. Aklıma bir ara görev yaptığım Kayseri’nin Erkilet Beldesi’ne bağlı halen mahalle statüsündeki Emmiler Köyü’ndeki bir dostum geliverdi.Kayseri Ceza İnfaz Kurumları F Tipi Cezaevinde bir suçtan bir süre yatıp kalkmış.Bir köy odasında muhabbet ediyoruz; bize ilginç bir anısını anlatmıştı. Koğuşta yatarken bir ara yanlarına yaşlı bir amca getirmişler. Orman suçundan sanırım. Sürekli ibadet halinde biriymiş. Kendisine saygı gösterirler,bir dediğini iki etmezlermiş. Kendisi anlatmıştı.” Bir gün yanıma geldi. Bana kendisini yakinen takip ettiğini,hal ve hareketlerimi beğendiğini,isterse boş zamanlarında bana, hikmetli bilgiler verebileceğini söyledi.. Ben de kabul ettim. Cezaevinde kaldığım süre içinde kendisinden çok şeyler öğrendim. çok ilginç bilgiler edindim. Bana sırlar verdi. Bunları çok iyi korumamı istedi. Kazandıklarımı yanlış bir şey yaparsam kaybedebileceğimi söyledi. Yani artık pişmiştim. Bir gün yine çay dağıttığım sırada beni yanına çağırıp aynen.” Etrafına bir bak. Bu sana verdiğim bir sır.Bana neler gördüğünü anlat dedi. Ben de ilk anda şaşırmıştım ama bunda da bir hikmet var diyerek etrafıma baktığımda ne göreyim? Koğuşta kalanların tamamı çıplaktı. Gözlerime inanamamıştım. Utanmıştım ve başımı geri çevirmiştim.Ama, bir süre sonra herkes eski halini aldı. Bunu kimlere nasıl anlatabilirdim?Bana nefis dersi vermiş. Ben cezaevinden bana ders veren o amcadan sonra çıktım. Bana özenle korumam gerektiği sırrı anmsadım.Yani nefisle ilgili sırrı.Saklamamı söylediğini anımsadım .Cezaevinden çıktığım daha birkaç dakika oldu olmadı,baktım yanımdan bir kadın geçmiyor mu? Çıplaktı. Burada yapmam gereken başımı çevirmek olmalıydı. Öyle yapmamıştım ve bu kadına bakmıştım. Nefsime yenik düşmüştüm.Akabinde çıplak kadını giyinmiş olarak gördüğümde acı gerçeği anlamıştım. İşte bu durum sonrasında günlerce kazandıklarımı bir anda kaybedivermiştim. Sırrıma sahip olamamıştım. Nefsim galip gelmişti. Bunu asla unutamam. Buna inanan olur olmayan da olur. Bu bir anıdır. İnsanların nefislerine sahip olması gerekir. Nefis şeytanın tam kendisidir. Şimdi soruyorum; Köy yaşantısıyla,şehir yaşantısı hele hele büyükşehir yaşantısı, tatil yerleşkelerindeki yaşam bir midir? Adam sokakta ilerlerken çok güzel bir bayan görmüş, yanına yavaşça yaklaşıp yanaklarından öpüvermiş. Durum adliyeye intikal etmiş. Hakim neden böyle bir şey yaptığını söyleyince.”Hakim bey güzele dayanamam. Şeytana uydum “ deyivermiş.İşte bunun gibi insanların çoğu farkında olmadan zina işliyor. Göz zinası olur mu? Olmaz m? Bir erkek bir güzeli, bir güzel bir erkeği gördüğünde alıcı gözle bakarsa bu göz zinasıdır. Elle bir karşı cinse karşı hareket te zinaya teşebbüstür.
Selef-i salihin derler ki;” Bir kimse din kardeşini ziyaret ettiğinde,gökteki bütün melekler ,o kimseyi,benzeri görülmemiş surette selamlayıp duada bulunurlar”. Peki siz bırakın ziyareti,orada burada gördüklerinize kötü niyetle bakarsanız aynı meleklere karşı haliniz nicedir? Yine Kayseri’nin Erkilet Beldesi, Hırkalar Köyü’nde zamanın ilköğretim müfettişi teftişten benim öğretmen olduğum köye geldiğinde anlatmıştı.” Köyün yakınındaki çeşmede birkaç kadın su dolduruyordu. Tam çeşmeye yaklaşmıştım ki hemen yakınımdan bir erkek yanıma gelip ,gurban olduğum,biraz dur hele!. Kadınlar sularını doldursun. Sonra çeşmeye yaklaşırsın” demiş. Caddelerde,meydanlarda birbirinden güzel envay-i çeşit tatlıyı seyredenler ayrı,ama karşı cinslerin birbirlerini seyretmeleri ayrı şeydir. İnsanlar yaşadıkları alemi sahipsiz mi sanır? Her şeyden önce Yaradan sizi görmüyor, konuştuklarınızı işitmiyor ,hissettiklerinizi bilmiyor mu? Deniz kıyılarında her tarafı kapalı bayanların çıplak sayılabilecek kişileri seyretmeleri size göre nedir? O kadar çok örnek var ki hangi birini anlatayım?Ben etrafını görmemek için şapkasını burnunun altına kadar indiren muhteremler bilirim. Binlerce yıl önce Kutuplarda Penguenlerin uçtukları söylenir. Sonra uçmaz olmuşlar. Çünkü kendilerini rahatsız eden hiçbir şeyin olmadığını anlamışlar ve uçmayı unutmuşlar. Bugün insanlar bir yerleşim biriminde huzur içinde kalıyor,yatıp kalkabiliyorlarsa bu sadece saygıyla izah edilebilir. Polis te jandarma da kolluk kuvveti de sensin. Bugün açık-seçik kıyafetle dolaşanlar kendilerine bir zarar verilmeyeceğini bildikleri için dolaşıyorlar. Bu nedenle isterse herkes evliya olabilir. Ama olacaksa önce köylerde,mezralarda veya beldelerde sonra şehirlerde ve büyükşehirlerde….. Nefse hakim olmak birinci şarttır. Nefsine hakim olamayanların evliyalığın yanından dahi geçemeyeceği bir gerçektir. Ne zaman Allah’tan korkan ve kuldan utananların sayısı artar işte o zaman her şey yerine oturur.