Yazı Detayı
30 Temmuz 2018 - Pazartesi 11:18
 
KÖY DOKUZ DEĞİL Kİ
Mustafa Üftadeoğlu
muftade@hotmail.com
 
 

KÖY DOKUZ DEĞİL Kİ
 
‘Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur’ derler köy dokuz değil ki doğruların, dürüstlerin yaşadığı onuncu köy var mutlaka. Köy, kavramını iyi bellemek gerekir. Öyle köyler vardır ki kendilerine göre doğruları vardır; orada yanlışlar hep doğru addedilmektedir. Âdetlerini ibadet haline getirmişlerdir o beldeler. Genellikle kendi içlerinde kaldığı taşradan dışarı çıkmamışlardır. Yanlışları düzeltmek zordur; iki seçenekleri vardır orayı ya terk etmeleri veya düzelinceye kadar sabretmeleri gerekir. Bu tercih kendilerine aittir. 
İnsanları, anlayışlarını bir türlü değiştiremezsiniz. Fikre fikirle; anlayışa anlayışla karşı çıkmasını bilmezler onlar. Sloganların tesirinden kurtulamazlar. Yaşadıkları basmakalıp, monoton bir yaşayışları vardır ve bir türlü de onu terk edemezler. Bir bakıma şehrin kalıbına girmişler herkesin düşüncesi, aynı şekle bürünüvermiştir. Müstakil ve farklı düşünceye, ferdi düşünce iktidarına sahip değillerdir. Sakinlerinin birbiriyle uğraşmaktan dedikodu yapmaktan başka meziyetleri yoktur.     
Bazı beldelerin, nevi şahsına has, dedikleri kendilerine özgü, anlayış ve görüşleri vardır. Bunlar iyi de olabilir kötü de olabilir. Kötü olanlardan bir an önce temizlenmeleri o anlayışı, âdeti derhal bırakmaları gerekir. Âdetlerini bırakmak isteseler bile toplum baskısıyla ondan sıyrılamazlar. Küslük, kıskançlık gibi kötü durumlar o beldeyi, halkı sarmışsa teneşire düşmeden kurtulamazlar. Onları bu durumdan kurtarmak isteyenleri de dinlemezler. Ataların: ‘Can çıkmayınca huy çıkmaz’ demeleri ne kadar doğru. Sâri bir hastalık gibi bulaşıcıdır bu alışkanlıklar. İspanyol nezlesine benzetir bunu bir yazarımız. Bulundukları beldenin müzmin nezlesi onların vücutlarında yer etmiştir.   
Bir köşeden bir yöreden uzaklaşan diğer bir yerde kendini ifade edecek yer bulabilir. Doğruluktan ayrılmayan her zaman kazanır. Hiç olmazsa kendi köşesine çekilip fikrini temizleyebilir. Doğruluk övülen bir vasıftır bir de şeffaf olmak açık sözlü olmak lazım. Kime neden, neyi, nasıl yapmışsak mutlaka lafı dolandırıp, eğri büğrü yollarla sapmadan açıklamalıdır. Bir gün gerçek ortaya çıktığında açıklamadığımız şeylerden mahcup olmak da var işin ucunda. Bir hakkı gizlemenin insan üzerinde çok büyük baskısı vardır. Gizli iş yapanlar vicdanları ölmemişse hiçbir şekilde kendini affedemez. Hakikatlerin ortaya çıktığı, sırların dökülüp çözüldüğü, gizliliğin kalmadığı gün kim ne yaptıysa karşılığını alacaktır ulu divanda. 
Köy dokuz değil, köşe de öyle… Bir köşe seni istemezse isteyecek köşeye kaçarsın. Hiç olmazsa kendi köşene… Sezai Karakoç’un Köşe şiiri bu konuda bana çok anlamlı geliyor. 
“Sen geldin ve benim deli köşemde durdun / Bulutlar geldi ve üstünde durdu /Merhametin ta kendisiydi gözlerin / Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu / Bulutlar geldi altında durduk”
 Merhametin geldiği bir köşe vardır. Olmasa ne çıkar merhamet yüklü bir bulut yağmak için sıra beklemektedir. Göklerden emir gelmeden sırtındaki yüklü yağmuru boşaltamaz. Deli köşedeki insanların her türlü yanlış kararları onu hiç etkilemez. Kendi dünyasında zaten rahmetin, merhametin sınırlarında gezen kişiyi onlar anlayamazlar. Aynı beldede yaşamalarına rağmen aynı yerin insanları değillerdir. Bakışları maddi zevklerle bulananlar manevi lezzetin hazzını anlamazlar. Onun için de aynı köşede değillerdir biri birinin deli köşesinde durur. Şairleri, yazarları ne kadar anlamıştır toplum. Onları çılgın ve sihirbaz olarak, karın doyurmayan şeylerle uğraşan kişiler bellemişlerdir. 
Bulutlar altında duranlar vardır. Onların gözleri, bulutların hep rahmet yağdırmasını beklemektedir. Bir gün olur ki onlarda aynı köşenin bekçisi olabilirler onun için deli köşede duranları affetmeye hazır olmalıdır. Ahmet Haşim de O Belde şiirinde anlaşılmamaktan şikâyet etmektedir: 
“Sana yalnız bir ince taze kadın / Bana yalnızca eski bir budala / Diyen bugünkü beşer / Bu sefil iştiha, bu kirli nazar / Bulamaz sende, bende bir mana…   Beldeler, şehirler kirlenmiştir. Sefil bir iştiha ve kirli bakış onları fasonlaştırmış, standartlaştırmıştır. En iyisi, grup ve kliklerden uzak sadece merhamet bulutunun altına, rahmet bakışlarına yönelmekten başka çare kalmamıştır. Onuncu köy O’nun rahmetidir ve rahmet toplayıcıdır.  
Not: Gazetenin yeni küçük yazarı Sudenaz Karaboğa’yı kutluyorum. Gazetesinde onun yazması için köşe açan gazetenin kurucusu Tuna İşleyen’i tebrik ediyorum. 

M. Mustafa Üftadeoğlu
muftade@hotmail.com

 
Etiketler: KÖY, DOKUZ, DEĞİL, Kİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı